|
Bu bir komplodur
BAŞBAKAN ERDOĞAN, EN TARTIŞMALI GÜNDE star’A KONUŞTU
Bu derin bir komplodur. İzini sürüyoruz, komplonun asıl sahiplerini teşhir edeceğiz Komplonun içinde anamuhalefet
lideri de vardır. Bu olayı bile siyasi rant olarak görüyor
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan ile buluşmamız, dün, Antalya’da gerçekleştirilen ve turizmi ile
ünlü bu kentimizi, 10 yıl içinde dünyanın en önde gelen altın kentlerinden biri yapacak proje çerçevesinde
gerçekleşti. Danıştay’ın önceki gün yaşamış olduğu ve ne yazık ki, İkinci
Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in ölümü, dört hukukçunun yaralanmasıyla sonuçlanan menfur saldırı
sonrasında Başbakan’ın Antalya’ya gelip gelmeyeceği tartışma konusu olmuştu.
Ama Başbakan kurmaylarıyla yaptığı durum değerlendirmesi sonrasında Antalya Belek’teki
Premium Rixos Hotel’e gelip toplantıya katıldı.
Acaba, Ankara’daki gergin havanın ve protestoların içinde yer almak istememiş miydi?
‘Hiç ilişkisi yok Sayın Zentürk. Ben olay olur olmaz gittim, ardından tüm siyasi arkadaşlarım
ve ilgili bürokratlarımla toplantı yaptım. Saldırganın ele geçmesi nedeniyle, elimizde büyük bir
fırsat olduğunu, konunun en sonuna kadar değerlendirilip, her yönüyle ortaya çıkarılması için
gereken tüm talimatları verdim. Devletin ilgili birimleri bütün yönleriyle çalışmaya başladılar.
Bir Başbakan olarak başka önemli bir karar daha aldım. Arkadaşlarıma da ifade ettim. İngiltere
biliyorsunuz yakın geçmişte önemli terösit bir saldırıyla karşılaştı. Kimse yaşam
biçimini değiştirdi mi, başbakan programından vaz geçti mi. Hayır. Neden? Çünkü terörist veya bu
terörist saldırıyı planlayan kimse, toplumda infial istiyor, benim programımı değiştirmemi
istiyor, ülkenin gerilmesini istiyor. Ben bu oyuna gelmem, terörist karşısında paniğe kapılmış
bir Başbakan asla olmam. ‘Asla kabul edilemeyecek saldırıda ne yazık ki yaşamını
kaybeden sayın Mustafa Yücel Özbilgin’in cenazesine katılmayışımın nedeni, protestolardan
çekinmek değildir. Aksine, artık tüm dünyada hakim olan davranış biçimi çerçevesinde hareket ettim.’
Saldırının son günlerde yaşanan gerginliklerle bir bağlantısı var mıydı?
‘Öncelikle, saldırı sırasında yaşamını hiçe sayarak o saldırganı yakalayan
polisimize hepimizin şükran borcu var. Eğer saldırgan yakalanmasa, kelepçelenip ilgili makamlara teslim edilmese,
komplonun bir sonraki aşamalarını ve memleketin yaşayabileceği tartışma ortamını
düşünemiyorum. O polislere, ileride demokrasi açısından da şükran borçlu olduğumuzu göreceğiz.
Şimdi... Saldırgan yakalandı. Sorgulanıyor. Çok önemli ipuçları ele geçirildi. Derin bir komplo olduğu
söylenebilir. Arkadaşlarımız en geç 24 saat içinde önemli açıklamalar yapılacağını
söylediler.’
‘Sayın Şahin bazı sürprizlerden söz etti. Siz de komplodan şüpheyeniyorsunuz..
‘Bir takım bilgiler var. Bu ülke Necip Hablemitoğlu cinayetini yaşamış, sonrasında herşey
ört-bas edilmiş bir ülke. Bazı derin noktalara doğru yol alan bir komplo olabilir. Ama bu kez, saldırgan
elimizde. Sorgulanıyor ve önemli ipuçlarına ulaşılmış durumda. Ben, sonu nereye varırsa
varsın, kime uzanırsa uzansın işin en net şekilde aydınlatılması yönünde talimatı
verdim.’
‘Sizce Türkiye’yi geren ve bu işten siyasi çıkarlar uman bir kesimin çalışmaları mı
var?’
‘Bakın Sayın Zentürk, ana muhalefet liderinin rejim kırılma noktası yaşayabilir demesinden
çok değil 24 saat sonra bu menfur saldırı gerçekleşiyor. Baykal sonra çıkıp ne diyor? Siyaseti
kan bulaşmıştır diyor. Nerede siyasete kan bulaşmış, kim bulaştırmış.
Böyle bir saldırıyla siyasetin ne alakası var. Saldırıyı siyaset mi gerçekleştirmiş.
Hayır. O zaman Baykal bu komplonun içindedir. Böyle bir olayı bile siyasi rant olayı olarak görüp davranıyor.
‘Sizce cumhurbaşkanlığı seçimine doğru bir erken seçim zorlaması için mi...’
‘Erken seçim boş bir hayaldir. Bu ülkede demokrasi varsa, bu meclis cumhurbaşkanını seçecektir.
Anayasa neyi emrediyorsa o yapılacaktır.
‘Yapılan açıklamalarda, cumhurbaşkanlığı seçimine dönük politika üretiminde orduya dönük
mesajlar olduğu gibi bir izlenim var...’
‘Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, siyasete bulaştırmayı kimler istiyor. Neden kendi ordunuza bu
kötülüğü yapıyorsunuz. TSK’nın arkasına sığınarak politika yapma alışkanlıkları
var ve bu durum, kendi beceriksizliklerine kılıf hazırlamaktan başka bir anlam taşımıyor.’
SALDIRIYI ATA’YA ŞİKAYET ETTİLER
Danıştay saldırısına duyulan öfke sokaklara taştı. Anıtkabir’e yürüyen yargı
mensuplarına, vatandaşların da katılmasıyla yaklaşık 25 bin kişilik bir grup olayı
protesto etti. Arslanlı yoldan mozoleye yürüyen kalabalık hep bir ağızdan ‘Türkiye laiktir, laik
kalacak’ diye sloganlar attı.
ONBiNLER TEK YÜREK OLDU, ANITKABiR’E KOŞTU
ALÇAK saldırıyı protesto için yargı mensuplarının gerçekleştirdiği Anıtkabir
ziyareti, binlerce vatandaşın katılımıyla laik, demokratik cumhuriyete sahip çıkma gösterisine
dönüştü. Yargıçların, avukatların ve öğretim üyelerinin cüppeleriyle katıldığı
törende marşlar okunarak, saldırı kınandı. Aslanlı Yol’un başında saat 10.30’dan
itibaren toplanan yargı mensupları, daha sonra yürüyüşe geçti. Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu’nun
Atatürk’ün mozolesine çelenk koymasının ardından saygı duruşunda bulunuldu.
Yüksek yargı organlarının başkanları daha sonra Misak-ı Milli Kulesi’ne geçerek, Anıtkabir
Özel Defteri’ni imzaladı. Danıştay Başkanı Çörtoğlu, Anıtkabir Özel Defteri’ne
şunları yazdı: ‘Ulu Önder Atatürk, huzurunuzda bu saldırıyı nefretle kınıyor,
hiçbir gücün bizi, sizin ilkelerinizden döndüremeyeceğini bir kez daha ifade ediyoruz.’
Yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, Anıtkabir ziyaretinin ardından Danıştay’a
gelerek, Genel Kurul salonuna geçtiler. Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, burada, ‘Yüksek Yargı
Organlarının Saldırıya İlişkin Ortak Basın Açıklaması’nı okudu. Ortak
açıklamada şöyle denildi:
‘Saldırıyı, lanetle kınıyoruz. Yargı dışında da laik, demokratik devlet
düzenini koruma görevleriyle yükümlü olanlara bu görevlerini tekrar hatırlatıp, bu yolda verilen yargı kararlarına
karşı kimi siyasiler ve basın organlarının sorumsuzca beyan ve tutumlarının ağırlıklı
etkisi olduğu gerçeğini de kamuoyunun takdirine sunarız.’ YASEMİN GÜNERİ
SEZER: REJiMi YIKMAYA GÜÇLERi YETMEZ
CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, Danıştay’a saldırının laik Cumhuriyet’i hedeflediğini,
saldırıya neden olanların tutum ve davranışlarını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini
söyledi. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle bir mesaj yayımlayan Sezer, ‘Laikliği
çeşitli biçimlerde yorumlayarak, için boşaltıp demokrasiyi, dolayısıyla devlet rejimini yıkmaya
kimsenin gücü yetmeyecektir’ dedi. Saldırının hafife alınamayacak, günü kurtarmaya yönelik değerlendirmelerle
geçiştirilemeyecek nitelikte olduğunu vurgulayan Sezer, ‘Bu çirkin eylemi bir kez daha kınıyor,
gerçekleştireni ve temsil ettiği düşünceyi lanetliyorum... Cumhuriyet tarihine bir kara leke olarak yazılacaktır’
diye konuştu.
Türkiye’nin tehditler ve saldırılar karşısında kendisini koruyacak kurum ve kuruluşları
ile dimdik ayakta olduğunun altını çizen Sezer, ‘Cumhuriyetin temel değerlerine ve anayasal ilkelere
inanmayanların, aydınlanmayı ve çağdaşlaşmayı içine sindiremeyenlerin, ülkenin geleceğine
ilişkin art niyet besleyenlerin, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne ve kurumlarına yönelik saldırıları,
ulusumuzu ve devletimizi yıldıramayacaktır’ ifadesini kullandı.
DEMOKRASİDEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Türkiye’nin demokrasiden başka çaresi olmadığını
belirterek, ‘Hiç kimse, milletimizin değerleri üzerinden siyaset yapmasın’ dedi. TBMM’de düzenlendiği
basın toplantısında, Danıştay saldırısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan
Ağar, ‘Saldırıyı kabullenmemiz mümkün değil. Yargıya yapılan bu saldırıyı
şiddetle kınıyoruz’ diye konuştu. Ağar, failin ‘arkası, önü, sağı ve solundakilerin’
süratle ortaya çıkarılmasını da istedi.
CUMHURİYET’E MEYDAN OKUNMUŞTUR
Rektörler Komitesinden yapılan açıklamada da ‘Danıştaya karşı yapılan canice saldırının,
aslında Türkiye Cumhuriyeti’ne açıkça bir meydan okuma olduğu’ belirtildi. Anıtkabir ziyaretinin
ardından YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç başkanlığında toplanan Rektörler Komitesi,
1 saatlik toplantının ardından ortak açıklama yaptı. Teziç’in okuduğu açıklamada,
‘Laik cumhuriyetimize karşı tehlikenin vahim boyutlara ulaştığı bu süreçte yapılan
saldırı, aslında Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı meydan okumadır. Üniversitelerimiz, bu değerlerin
korunmasındaki azmini cesaretle sürdürmeye devam edecektir.’ denildi.
ARDAN ZENTÜRK ANTALYA
19.05.2006
20.06.2006 AK PARTi TBMM GRUP TOPLANTISI...
AK PARTi GENEL BAŞKANI VE BAŞBAKAN ERDOĞAN: HÜKÜMETE MUHALEFET EDEYİM DİYE TÜRKİYE'YE MUHALEFET
ETMEYİN. HÜKÜMETE MUHALEFET EDEYİM DİYE
DEMOKRASİYE, CUMHURİYETE, HUKUKA, GÜVENE, İSTİKRARA MUHALEFET ETMEYİN
AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK PARTi TBMM Grup Toplantısı’nda
yaptığı konuşmada, AK PARTi iktidarının Türkiye'ye vaat ettiği adalet ve kalkınma
çizgisi üzerinde yürüyüşünü kararlılıkla sürdürdüğünü söyledi. Bu kararlı yürüyüşün kısa
zamanda Türkiye'ye neler kazandırdığını herkesin gördüğünü belirten Başbakan Erdoğan,
şöyle konuştu:
''Bizim için aslolan iş yapmaktır, laf üretmek değil. Siyaseti iş değil de laf üretmek olarak düşünenler
bizim iktidarımızda fazlasıyla açığa, defatle açığa çıkmıştır. Biz
ise suni gündemlere, boş tartışmalara zaman ve emek ayırmak yerine işimize yoğunlaşıyoruz.
Bu siyaset tarzımızla doğru yolda olduğumuzu geçen zaman açıkça gösterdi. İnşallah bundan
sonra da doğru bildiğimiz yolda, tökezlemeden Türkiye'ye hizmete devam edeceğiz.
Haksızlığa maruz bırakılsak da kimseye asla haksızlık yapmayacağız. Milletimizin,
ülkemizin menfaatlerini her zaman kendi menfaatlerimizin üzerinde tuttuk, üzerinde tutacağız. 'AK PARTi'ye muhalefet
edeyim, Hükümete muhalefet edeyim' derken ülkeye muhalefet edenleri halkımız biliyor, gayet iyi tanıyor.''
-''SİYASETİN ESAS ZEMİNİ AHLAK''-
Başbakan Erdoğan, demokrasinin olmazsa olmaz gereklerinden birinin demokratik muhalefet olduğunu vurgulayarak
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ama muhalefet de ancak demokrasi içerisinde var olabileceğini bilmeli, bindiği dalı kesmemeye çalışmalı
diyoruz. Siyaset kurumun zayıflatan, siyaset alanını daraltan tartışmalardan hepimiz özenle kaçınmak
durumundayız. AK PARTi iktidarı olarak biz her zaman şu uyarıda bulunduk. Hükümete muhalefet edeyim diye
Türkiye'ye muhalefet etmeyin. Hükümete muhalefet edeyim diye demokrasiye, Cumhuriyete, hukuka, güvene, istikrara muhalefet
etmeyin. İktidara muhalefet edeyim diye parlamenter sistemi, hukuk devleti ilkelerini zaafa uğratma çabalarına
girmeyin. Bundan Türkiye olarak hep birlikte zarar görürüz. Bunu bilmemiz lazım. Artık Türkiye'de bazı meseleleri
partiler üstü tutmayı öğrenmek zorundayız. Kişisel menfaatlerimizi, parti menfaatlerimizi bu milletin,
bu memleketin ali menfaatlerinin önüne getiremeyiz, getirmemeliyiz. Siyasetin esas zemini ahlaktır. Ahlaki zemini zayıf
olan siyasetten Türkiye çok çekti. Kimsenin, 'Hükümete muhalefet edeyim' diyerek millete muhalefet etmeye hakkı, salahiyeti
yoktur. Olamaz. Biz AK PARTi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye'yi büyüterek büyüyeceğiz. Siyasetimizin
temel ilkesi, milletimizle, ülkemizle birlikte büyümektir.'
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci ile ilgili değerlendirmelerde de bulundu.
Başbakan Erdoğan, 12 Haziranda Lüksemburg'da yapılan AB zirvesinde 35 fasıldan biri olan bilim ve araştırma
faslı ile ilgili müzakerelerin açıldığını ve bu faslın geçici olarak kapandığını
hatırlattı. Böylece Türkiye'nin 12 Haziran 2006 tarihi itibariyle AB ile fiili müzakerelere başladığını
kaydeden Başbakan Erdoğan, şu ana kadar yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Dün ve bugün istatistik faslında tanıtıcı tarama yapıldığını bildiren Başbakan
Erdoğan, yarın da şirketler hukuku faslına geçileceğini söyledi. Böylece 25 fasılda tanıtıcı
taramanın bitirileceğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Hani 'rehavet', hani 'Bu iş iyice ihmale uğradı'
diyenler var ya onlara bu süreci anlatma bakımından bunları ifade ediyorum'' dedi.
Ayrıntılı taramada da 19 faslın şu ana kadar bitirildiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan,
1200 kişinin bu süreçte görev üstlendiğini ifade etti. 10 bin sayfanın üzerinde dokümanın da hazırlandığını
kaydeden Başbakan Erdoğan, 20 Ekim 2005 tarihinden bu yana 16 kanuni ve 79 mevzuat düzenlemesinin yapıldığını
açıkladı. 2006 yılı sonuna kadar 30 kanun ve 103 düzenlemenin daha yapılmasını hedeflediklerini
dile getiren Başbakan Erdoğan, 2007 yılında da 24 kanun ve 151 düzenlemenin yapılmasının
öngörüldüğünü de bildirdi.
-SEÇİMLERE GÖRE AÇIKLAMALAR-
Çok kısa dönem içinde müzakereler için çok yoğun bir çaba ve emek sarf edildiğini belirten Başbakan Erdoğan,
önemli ölçüde mesafe kat edildiğini dile getirdi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Şimdi önümüzde 34 fasıl daha var. Türkiye yolunda ilerlemeye devam edecektir. Katılım süreci zorlu bir
süreç olacak, bu kolay bir süreç olmayacak ve bu süreç içerisinde tabii ki karşılıklı olarak birçok açıklamalar
yapılacaktır. Zaman zaman bunlar hoş olacaktır. Zaman zaman hoş olmayan açıklamalar olacaktır.
Bu sadece Türkiye için geçerli değildir. Buradan tüm milletime sesleniyorum: Bizden önceki dönemlerde de birçok ülke
bu sancıları yaşamıştır. Aynı sıkıntıları onlar da yaşamıştır.
Bunun açık, net örneği İngiltere'dir. 11 yıl bu süreci onlar da yaşamıştır. İspanya
yaklaşık 8-8,5 yıl bu süreci yaşamıştır.
Şu anda bu film adeta tekrar ediyor. Bundan tabii ki rahatsız olanlar olacak. Biz de rahatsız olduk. Ama üzerimize
düşeni de tabii ki yapacağız. Zaman zaman şu söyleniyor. 'Efendim orada seçim var. Seçim olduğu için
bu açıklamalar yapılıyor'. Tamam da seçim sadece o ülkelerde yok. Bizim ülkemizde de seçim var. Eğer seçime
göre bu açıklamalar değişiyorsa o zaman bizim de seçimlere göre açıklamalar yapmamız gerekir. Ama
biz diyoruz ki burada bu tür böyle yalpalamalar olmasın. Çünkü Türkiye farklı ülke... Türkiye çizdiği çizgide,
verdiği
sözde her zaman sözünün sahibi olarak yerinde durur. Bundan kimsenin endişesi olmasın. Şu ana kadar da bizim
kararlılığımız, samimiyetimiz hep ortadadır.
Burada bizi üzen şudur. Diyelim ki bilim araştırma faslını görüşüyoruz. Eğer burada önümüze
Kıbrıs gelirse biz buna güceniriz. Yani bilim araştırma faslıyla Kıbrıs'ın ne alakası
var? Eğitim kültür... Bunu konuşurken bununla Kıbrıs'ın ne alakası var? Siyaseti buna niye bulaştırıyorsunuz?
Siyasi ilkeler bu işle alakalı değildir. Ve buna bunu karıştırmak yanlıştır.
Üzücü olan budur. Biz bu konuda tavrımızı 24 Nisan 2004'te AB üyesi 14 ülkenin talepleri istikametinde Kuzey
Kıbrıs'ta garantör bir ülke olarak ortaya koyduk. Ama Güney Kıbrıs, AB'nin istediği istikamette değil,
tam tersi bir tavır ortaya koydu. Bu tavra rağmen Güney Kıbrıs ödüllendirildi. AB'ye üye olarak kabul
edildi. Kuzey Kıbrıs ise dışarıda bırakıldı.''
-''TÜRKİYE DÜRÜST BİR ÜLKE''-
Sözünde durmayanların sözünde durması halinde Türkiye'den de karşılığını bulacağını
belirten Başbakan Erdoğan, ''Verilen sözler yerine gelmezse kimse bizden ne limanları, ne havaalanlarını
beklemesin. Siyasi tanıma noktasında tüm izolasyonların kalkması gerçekleşmedikçe, tüm izolasyonlar
kaldırılmadıkça bizden bu beklenmesin. Bir defa tüm izolasyonların kalkması lazım. Kalktığı
anda biz gereğini yaparız. Verdiğimiz sözü aynen tutarız. Türkiye bugüne kadar verdiği sözü nasıl
yerine getirdiyse aynı şekilde karşımızdakiler de sözlerini tutsunlar ve gereğini yerine getirsinler.
Bu gelmedikçe de o zaman kusura bakmasınlar'' diye konuştu. Türkiye'nin zor bir ülke olduğu yönündeki yakıştırmaların
da yanlış olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin zor bir ülke değil, dürüst bir ülke
olduğunu söyledi.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB sürecinde verdiği sözleri bugüne kadar yerine getirdiğini hatırlatarak,
''Karşımızdakiler de sözlerini tutsunlar ve gereğini yerine getirsinler. Bu yerine gelmedikçe, o zaman
da kusura bakmasınlar...'' diye konuştu.
''Türkiye müzakerelerde zor bir ülke...'' şeklindeki yakıştırmaların çirkin olduğunu ifade eden
Başbakan Erdoğan, ''Türkiye zor bir ülke değil. Türkiye dürüst bir ülke'' dedi. Türkiye'nin AB sürecine kolay
gelmediğini kaydeden Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''17 Aralık dönemecinden geçtik, 3 Ekim barajını aştık, 12 Haziran kavşağını
da geçtik. Bu işe kafa yoran, bu işin gereklerini bilen herkes, önümüzdeki mesafenin ne kadar dikkat gerektirdiğini
bilir. Bazıları kolaycılığa kaçıyor ve ''Bizim AB'ye ihtiyacımız mı var' diyorlar.
Bu, olayı fasit bir daire içine mahkum etmek, Türkiye'yi 780 bin kilometrekare içine mahkum etmek, dünyadan izole etme
anlayışının basit bir mantığıdır. Türkiye'nin şu anda ihracatının yüzde
60-65'i AB üyesi ülkeleredir. Ekonomide en önemli partnerlerimiz AB üyesi ülkelerdir. İşte İtalya... AB'den
sorumlu olan bakanı buradaydı, beni ziyaret etmeye geldi... Sadece İtalya ile olan dış ticaret hacmimiz
9.5 milyar dolar. Almanya ile olan dış ticaret hacmimiz geçen yıl sonu itibarıyla 22 milyar dolar. Ve
bunlar artarak devam ediyor, daha da artacak. Hollanda ve Fransa ile olan dış ticaret hacimlerimiz aynı şekilde...
'İlk beş ülke hangisidir' dediğiniz zaman AB ülkelerini görürüz. Nasıl çekip kendini, oralardan tecrit
edersin? Bu münasebetler olacak ki bu süreç de aynı şekilde devam etsin. Bu münasebetleri kopardığın
zaman, tabii ki ekonomideki ilişkiler de zaman içinde tam tersine dönecektir. Bunları samimiyetle ortaya koymak
durumundayız. Artık dünyada 'ben çekildim, kendimi tecrit ettim ama yinede yaşarım' mantığıyla
yaşanmıyor. Artık dünya bir bütündür ve büyükçe bir köydür.''
-''SANCILI SÜREÇ''-
Farklı kültürler, dinler, medeniyetlerle dünyada herkesin, barış içinde bir arada yaşaması gerektiğine
işaret eden Başbakan Erdoğan, bunun için Medeniyetler İttifakı anlayışının eş
başkanlığını kabul ederek bu süreci başlattıklarını söyledi. Dünyada bir bütünlük
sağlanmasını amaçladıklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, farklı, kültür, din
ve medeniyetlerin bir arada yaşayabileceğinin gösterilmesi gerektiğini bildirdi. Başbakan Erdoğan,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Zaten Türkiye'nin AB'ye katılımının AB'ye kazandıracağı en önemli zenginlik de budur.
Bunu çok iyi bilmemiz lazım. En önemli zenginlik budur. Bir hususu özellikle halkımızın da dikkatine sunmak
istiyorum; bakınız, bu süreçte karşılaştığımız güçlüklerin çoğu Türkiye'nin
büyüklüğünden kaynaklanıyor. Daha açık söylüyorum; Türkiye'nin gücü dolayısıyla AB süreci sancılı
bir süreçtir. Türkiye büyük bir ülkedir, güçlü bir ülkedir. Muhteşem bir mazisi, muhteşem bir birikimi ve iyi bir
kültürel donanımı vardır. Türkiye'nin AB üyeliği sadece Türkiye için değil, bölge için de etki alanı
itibarıyla son derece önemlidir. Üzülerek ifade ediyorum ki medeniyetleri bir araya getirecek, farklı kültürleri
buluşturacak Birliğin hareket alanını genişletecek olan bu adım, AB içinde de tam olarak anlaşılamamıştır.
Bunu anlatmak öncelikle biz siyasilerin görevidir. Bugün bölge ve dünya barışı için insanlığın
esenliği için, AB'nin küresel bir güç olarak temayüz etmesi için ele geçireceği bu imkan, bazı Avrupalı
dostlarımız tarafından hakkıyla değerlendirilmiyor. Türkiye'nin büyüklüğü ve önemi nedeniyledir
ki AB tam üyelik sürecimiz, sadece siyasi ve ekonomik entegrasyon açısından konuşulmadı. Bütün akademik,
entelektüel platformlarda konuşuluyor, tartışılıyor...''
-''BAŞARISIZLIK İHTİMALİ...''-
Başbakan Erdoğan, ister içerde isterse dışarıda olsun Türkiye'nin AB sürecini sekteye uğratmaya
çalışanlara karşı bir hatırlatmada bulunmak istediğini belirterek, ''başarısızlık
ihtimalleri üzerinde siyaset yapanların emellerine, Türkiye'nin geleceğini asla feda etmeyelim'' diye konuştu.
AB'ye tam üyeliğin, kendileri için dönemsel bir ''taktik siyaset meselesi'' olmadığını kaydeden Başbakan
Erdoğan, ''bunun altını özellikle çiziyorum. Bazılıları 'efendim bu dönemsel bir durum. AK PARTi
farklı şeyleri izole etmek, farklı şeyleri kamufle etmek için bunları yapıyor...' diyor. Böyle
saçma sapan bir iş olmaz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, AB üyeliğinin, onlarca yıl bu işi başaramayanlara karşı AK PARTi
iktidarının programına aldığı hedeflerden birisi olduğunu kaydetti. Başbakan Erdoğan,
şöyle konuştu:
''3 Kasım seçiminin ertesinde bu süreci, bu yolculuğu başlattık. AB'ye tam üyelik hedefi Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluş felsefesinin bir gereğidir. Türkiye'nin AB'ye üyeliği, hem AB'nin hem Türkiye'nin çıkarınadır.
AB'ye üyelik Türkiye'ye dışarıdan dayatılan bir hedef
değildir. Aksine Türkiye'nin temel dış politik tercihlerinden biridir.
-''TRİBÜNLERE OYNUYORLAR''-
AB, bizi yalvararak içine sokmadı. 1959 yılında başlayan bir süreç... Bu süreci o yıllarda başlatanlar
herhalde art niyetle başlatmadılar, iyi niyetle başlattılar. 1963'te yasal süreç ortaya konuldu. O gündün
bugüne 43 yıl geçti. Bugüne kadar, şu an AB aleyhine konuşanlar, AB ile müzakerelerin içinde yer almadı
mı? A'den Z'ye hepsi yer aldı. MHP'si de ANAP'ı da DSP'si de CHP'si de DYP'si de yer aldı. Hepsi yer aldı.
Şimdi bakıyorsunuz tribünlere oynuyorlar. Tribünlere oynamayı bırakın ve gerçekleri konuşun.
Ülkenin geleceğine nasıl katkıda bulunabiliriz bunu konuşun. Türkiye küp şekeri değil ki atasın
da suyun içinde erisin yok olsun. Böyle bir şey yok. Türkiye gerekli donanıma bu nokta fazlasıyla sahiptir...
AB yolunda kararlı olduğumuzu baştan itibaren söyledik, bugün de söylüyoruz, yarın da söyleyeceğiz.
Engeller var. Zaten siyaset, engelleri aşma sanatıdır. Siyaset, zoru kolay kılma sanatıdır.
Kimse kalkıp da önünüze halılar serip gül suyunu dökmez. Bunları başaracaksın ki bu halılar
serilsin. Bunu başaramazsan kimse kusura bakmasın, halı sermezler. İşte Türkiye bunu başaran
bir ülke konumundadır. Her geçen daha iyiye gidiyoruz. Sabırla kararlılıkla engelleri aşarak yolumuza
devam ediyoruz.''
Başbakan Erdoğan, 12 Hazirandaki AB zirvesinde, Güney Kıbrıs'ın engelleme gayretlerine rağmen
AB içinde sağduyunun galip geldiğini belirtti. Başbakan Erdoğan; Türkiye'nin, 17 Aralık, 3 Ekim ve
Lüksemburg zirvesini geçerek, fiili müzakerelere başlayan ülke konumuna geldiğini vurguladı.
Başbakan Erdoğan, zirve öncesi ve sonrasında yaşananların, AB sözcülerinden bazılarının
beyanatları dikkate alındığında, Kıbrıs meselesinin Türkiye-AB ilişkileri üzerinde
önümüzdeki süreçte de tesirli olacağını ifadesi olduğunu kaydetti.
''Kıbrıs'ta çözüme ulaşılmadan, Güney Kıbrıs'ın üyeliğe kabulü siyaseten çok yanlış
bir karar olmuştur'' sözünü kendisinin değil, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın söylediğini hatırlatan
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin samimi davrandığını bildirdi. Başbakan Erdoğan, Annan'ın,
''24 Nisan referandumundan sonra, bu tabloya rağmen Annan Planı'nın reddedilmesine karşılık
Güney Kıbrıs'ı AB'ye kabul etmek, yanlış olmuştur'' dediğine dikkati çekti.
Annan'ın, BM Genel Sekreterliği olarak, Kıbrıs'ta referandum çalışmasından sonra raporunu
hazırladığını, bunun, BM Güvenlik Konseyi'ne gittiğini, ancak 2 yıl geçmesine karşılık
raporun görüşülmediğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, ''Peki, biz bunu nasıl izah edeceğiz,
BM Güvenlik Konseyi bunu nasıl izah edecek? Şu ana kadar bu konuda niye bir açıklama yapmamıştır.
O zaman BM Güvenlik Konseyi'nin görevi ne? O zaman referandumun yapılmasının anlamı da yoktu. Bir Annan
Planı'nın ileri sürülmesinin de anlamı yoktu'' diye konuştu.
-''BİZDEN İSTENİLENİ YERİNE GETİRDİK''-
Kıbrıs'ta garantör bir ülke olarak istenileni yerine getirdiklerini; bunu, sadece AB'nin değil, dünyanın
da kendilerinden istediğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bizler, ülkemizdeki marjinal çevrelerin, marjinal bazı grupların muhalefetine rağmen, verilmesi gereken bütün
sinyalleri verdik ve Kuzey Kıbrıs'taki soydaşlarımızın, kardeşlerimizin hakikaten o objektif
bakışları neticesinde de Annan Planı'na yüzde 65 'evet' çıktı. Güneyde ise 'hayır' çıktı.
Güney Kıbrıs 'hayır' derken; barışa hayır dedi, adada birlikteliğe hayır dedi, Annan
Planı'na hayır dedi, AB'ye hayır dedi. Ama kabul edildi. Bunu anlamak mümkün değil. Şu anda biz çok
daha güçlüyüz. Ne demiştik; 'Bir adım öndeyiz'. Şimdi 11 adım öndeyiz. Çünkü yeni paketimizde 10 tane
daha çözüm önerisi var. Onların atması gereken adımlar var. Onlar bu adımları atacak ki o zaman bu
iş süratle çözüme kavuşsun. Şu anda Güney Kıbrıs, çözüm üretmeyen bir taraf. Dolayısıyla
dost ülkelerle, AB üyesi ülkelerle biraraya geldiğimizde; bu konu açıldığında, biz bunları söylüyoruz.
Söylediğimizde de onların herhangi bir savunacak yanları olmadığı ortaya çıkıyor ve
kalkıp da durumlarını, tezlerini savunamıyorlar. Çünkü çözümden yana biz olduk. Çözüm için iradesini ortaya
koyan biz olduk. Ama maalesef çözümü isteyen Kuzey Kıbrıs, şu ana kadar hala cezalandırılmıştır.
Siyaseten yapılan bu yanlış, Rum tarafının elinde bulundurduğu AB kozuna güvenerek, BM'nin çözüm
arayışının dışında hareket etmesine sebep olmaktadır. Kıbrıs'ta siyasi çözüm
AB zemininde olamaz. Kıbrıs'ta siyasi çözüm, BM zemininde olacak.''
-''YENİ İFADELER DEĞİL...''-
Bazı ifadelerinin, AB üyesi ülke liderlerince, ''Türkiye Başbakanı çok sert konuştu, sert açıklamalar
yaptı'' diye değerlendirdiğini hatırlatarak, bu ifadeleri ilk kez kullanmadığını,
3 Kasım sonrası yaptığı turlarda da kendilerine ifade ettiğini söyledi. Başbakan Erdoğan,
''O gün, bugündür söylediklerimi söylüyorum. Bunlar yeni ifadeler değil. Onların söyledikleri yeni mi, hayır
yeni değil. Aslında aynı şeyler söylenmektedir. Biz de diyoruz ki 'Artık gelin, bu işi çözüme
kavuşturalım. 'Biz çözümü istiyoruz ama siz tıkıyorsunuz'' diye konuştu.
AB'nin KKTC'ye verdiği sözleri de tutmadığını, 24 Nisanın 2 gün sonrasında AB Mali ve İdari
İşlerin doğrudan ticaret konusunda verdiği kararı hala uygulamaya koyamadığını
ifade eden Başbakan Erdoğan, izolasyonların kaldırılması yönünde en ufak bir adım atmadığını
kaydetti.
-''TÜRKİYE VETO YETKİSİNİ KULLANABİLİRDİ...''-
''Şimdi, Kıbrıs meselesini AB içine taşıdığını düşünen Rum kesimi, Türkiye'nin
müzakerelerini yürüttüğü bir konjonktürde, Türkiye üzerinden bir baskı oluşturmak gayretinde...'' diyen Başbakan
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün bu yıl sonuna kadar Türkiye tarafından imzalanması istenmektedir. Türkiye,
AB üyesi ülkelerde üye olmadan Gümrük Birliği'ne kabul edilen tek ülkedir. Güney Kıbrıs, AB'ye kabul edildiği
zaman, Gümrük Birliği üyesi olarak Güney Kıbrıs'ın da Gümrük Birliği'ne dahil edilmesi noktasında
Türkiye, burada bir veto yetkisini kullanabilirdi ama kullanmamıştır. Niye? Sözünde durmak var ya... İşte
orada da sözünde durmuştur. AB'ye artık üye olmuştur, üye olduğu için de Gümrük Birliği üyesi olma
hakkı kazandığı için burada kalkıp böyle tersliğe girmemiştir; böyle bir gerginliğin
tarafı olmamıştır. Ama bunun dışında bir şeyi bizden talep etmek, haksızlıktır,
biz buna 'evet' demeyiz.''
Türkiye'nin, AB ile müzakere sürecinin teknik olduğunu söylediğine işaret eden Başbakan Erdoğan,
''Bu sürece asla siyaseti ulaştırmayalım. Nasıl üzerimize düşeni yapıyorsak muhataplarımız
da üzerine düşeni yapmalıdır. AB içinde bu hakkaniyet ölçüsüne, bu devlet ciddiyetine sahip dostlar olduğunu
da biliyorum. Bunlar hakikaten ilk fasılda da tavırlarını ortaya net koydu. Muhataplarımız üzerine
düşeni yapsın ki hak yerini bulsun, taşlar yerli yerine otursun. AB içinde aynı şekilde bunu savunanlar
da var'' dedi.
Başbakan Erdoğan, ekonomideki gelişmelere de değindi. Ekonominin güçlü ve sürdürülebilir olması için
yapılması gereken en önemli işin; bir ekonomik programı aynen uygulamak ve mali disiplini sağlamak
olduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, ''Bu hedefi güven ve istikrarla sağlama deneyimimiz, bize ayrı
bir avantaj sağlıyor'' diye konuştu.
Ekonomik programdan sapma yapmadıklarını, mali disiplinden taviz vermediklerini anlatan Başbakan Erdoğan,
kimsenin kendilerinden böyle bir şeyi beklememesini defalarca dile getirdiğini kaydetti.
-MAKRO EKONOMİK GELİŞMELER-
Ne kadar harcayacağını ve ne kadar kazanacağını bilmeyen bir devletin bir ülkede ekonomik programı
uygulama şansı olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, ''Gereksiz harcamalardan kaçınarak,
israf edilen her kuruşta 73 milyon insanın hakkı emeği ve göz nuru olduğunu hatırda tutarak,
hortumları keserek bugün mali disiplini sağlamış durumdayız'' dedi.
Başbakan Erdoğan, bugün devletin ne harcayacağını ve ne kazanacağını çok iyi bildiğini,
bu durumun önceden olduğu gibi devletin fuzuli ve ağır şartlarda borçlanmasını önlediğini
ifade ederek, eskiden yüksek faiz ve kısa vadeyle borçlanan devletin, bugün düşük faiz ve uzun vadeyle borçlandığını
bildirdi.
Geçen hafta, merkezi bütçenin 4.3 milyar YTL fazla verdiğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, aynı ay için
faiz dışı fazla miktarının ise yüzde 36.9 artış gösterdiğini, Ocak-Mayıs döneminde
bütçenin 1984 yılından beri, tam 22 yıl sonra ilk kez fazla verdiğini söyledi. Mali disiplinin güven ve
istikrar, güven ve istikrarın daha çok yatırım, daha çok yatırımın ise daha çok iş imkanı
anlamına geldiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, bu nedenle makro ekonomik gelişmelerin reel
sektöre de yansıdığına ve yansıyacağını söyledi.
Bu yılın mayın ayında, geçen yılın aynı dönemine göre açılan şirket sayısının
yüzde 27.5 artarak 4 bin 999'a ulaştığına dikkati çeken Başbakan Erdoğan, ''Bu tablo istikrarın
ve güvenin eseridir. Bu tablo, AK PARTi'nin temsil ettiği, sağlam millet iradesinin eseridir'' dedi.
-''NİYET OKUYUCULAR VAR''-
Başbakan Erdoğan, konuşmasını tamamlarken, hafta sonunda Antalya'da partisinin istişare toplantısını
gerçekleştireceklerini hatırlatarak, bunu 6 ayda bir yaptıklarını hatırlattı. Yaz tatili
öncesinde 3 ayın nasıl değerlendirilmesi gerektiğine yönelik bir çalışma gerçekleştirileceğini
ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Tabi bu istişare toplantımıza da kılıf uydurmaya çalışanlar
var, farklı şekilde yaklaşmaya çalışanlar da var. 'Orada şunlar olacak, bunlar olacak' diye
vehmedenler var. Niyet okuyucular var, bunlar hep olacak. Niyet okuyucular görevlerini yapmaya devam etsinler, bizler işimize
bakalım'' diye konuştu.
3 aylık süreci nasıl değerlendireceklerini milletvekilleriyle karşılıklı müzakere edip
Ankara'ya döneceklerini belirten Başbakan Erdoğan, milletvekillerine, ''Sizlerden ricam, oraya katılımcı,
partimize, teşkilatımıza, siyasetimize, ülkemize yol gösterici önerilerle gelmenizdir. Önerilerinizi bekliyoruz''
diye seslendi.
Grup toplantısına katılan Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın, Başbakan Erdoğan'a
üzerinde adı yazılı 9 numaralı forma hediye ederken, Nasreddin Hoca kılığına giren
Kadir Çöpdemir de kendisini 5-10 Temmuz tarihleri arasında yapılacak olan Nasreddin Hoca şenliklerine davet
etti.
AK PARTi Grup Başkanvekili Faruk Çelik ise toplantıyı kapatırken, Meclis'in büyük ihtimalle 1 Temmuz'da
tatile gireceğini, tatile kadar olan süre içerisinde 18 tasarı ve teklifin yasalaşması gerektiğini
belirtti ve milletvekillerinden Genel Kurul çalışmalarına katılmalarını istedi.
| |
ÖSS 4 aşamalı olacak
4 6 2006
Mühendislik, tıp, hukuk gibi lisans programlarına yerleşmede "Ders Düzeyi Seçme Sınavı" uygulanacak.
Sınav haziran ayının ikinci yarısında, ardışık haftalarda dört aşamada gerçekleştirilecek.
Fen bilimleri, sosyal bilimler, matematik, Türkçe-Yabancı Dil sınavları ayrı ayrı yapılacak.
YÜKSEKÖĞRETİM sistemini A’dan Z’ye masaya yatırarak, yeni bir strateji planı hazırlayan
YÖK, önerileri tartışmaya açtı. YÖK’ün önerisi kabul görürse, üniversiteye girişte "alana göre sınav"
geliyor. Bu modelin, dört yıllık lise uygulamasının ilk mezunlarını vereceği 2008 yılında
uygulamaya konulmasının planlandığı öğrenildi.
YÖK’ün kurduğu Yükseköğretim
Strateji Geliştirme Komisyonu’nca hazırlanan strateji raporu dün, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan
Teziç başkanlığındaki YÖK üyeleri ve rektörlerden oluşan heyet tarafından Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer’e sunuldu. Teziç, daha sonra, basın toplantısı düzenleyerek özetini açıkladığı
raporu kamuoyunun tartışmasına açtı.
ÖSS KALDIRILAMAZ
Teziç, ÖSS’nin kaldırılmasının
söz konusu edilemeyeceğini bildirirken, üniversiteye giriş için planlanan yeni modeli ana başlıklarıyla
açıkladı. YÖK’ün yeni modeline göre, üniversiteye girişte "ortaöğretimi bitirme sınavı"
ön koşul olacak.
SINAVSIZ GEÇİŞ
Açıköğretim fakültesi, ön lisans programlarının
bir bölümü ve bazı lisans programlarına yerleşmede, ortaöğretimi bitirme sınavı başarı
notları esas alınmasını öngören model uyarınca, özel yetenek seçme sınavı yine üniversiteler
tarafından yapılacak. Bu tür programlara girişte, liseyi bitirenler üniversitelerin açacağı sınavlara
doğrudan girebilecekler.
ALANA GÖRE SINAV
Yeni sistemde, üniversitede yerleşilecek programlar
dört gruba ayrılırken, özel yetenek sınavı dışında, bu programlara yerleştirmede merkezi
olarak iki ayrı sınav yapılacak. Önerilen sınavlar şöyle:
DERS DÜZEYİ SEÇME SINAVI
Mühendislik, tıp, hukuk gibi iyi derecede temel donanımı gerektiren lisans programlarına yerleşmede
"Ders Düzeyi Seçme Sınavı" (DDSS) uygulanacak. Sıralama niteliğinde, ileri düzeyde olacak bu sınav
haziran ayının ikinci yarısında, ardışık haftalarda dört aşamada gerçekleştirilecek.
Birbirinden bağımsız nitelikteki bu aşamalarda, fen bilimleri, sosyal bilimler, matematik, Türkçe-Yabancı
Dil sınavları olarak yapılacak. Yerleşmede, genel sınav başarısı ya da puan türü yerine,
ilgili programın özelliğine göre belirlenecek derslerdeki başarı puanı esas alınacak. Öğrenciler,
dört aşamalı sınavın tüm aşama ya da bir sınav aşamasındaki tüm derslerin sınavına
girmek zorunda olmayacak.
TEMEL DÜZEY SINAVI
Meslek yüksekokulları, yüksek okulların ve fakültelerin
bazı lisans programlarına yerleşmede, "Temel Düzey Seçme Sınavı" (TDSS) uygulanacak. Ortak müfredata
dayalı bu sınav, 2006’dan önce lise birinci sınıf müfredatı ağırlığına
dayanan ÖSS’ye benzeyen bir sıralama sınavı olacak.
|
 |
T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Küçük ve Orta
Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı |
4 Temmuz 2006 Salı |
|
 |
TARİHÇESİ
Türk Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı nezdinde Milletlerarası
Andlaşma çerçevesinde 1973 yılında Gaziantep'te pilot proje niteliğinde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
bünyesinde KÜSGEM kuruluşu küçük sanayi işletmelerine ortak kolaylık atelyeleri ile hizmet vermeye başlamıştır.
Daha sonraki yıllarda bu çalışmalar genel değerlendirmeye tabi tutularak 17.06.1983 tarih ve 83/6744 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanıp yürürlüğe giren "Küçük Sanayi Yayım Hizmetlerinin Geliştirilmesi"ne
dair Milletlerarası Andlaşmaya göre KÜSGET, Küçük Sanayi Geliştirme Teşkilatı faaliyet göstermeye
başlamıştır.
Yine Bakanlar Kurulu'nun 10.11.1978 tarih ve 7/16728 sayılı Kararı ile onaylanıp yürürlüğe giren
"Sınai Eğitim Hizmetlerinin Verilmesi"ne dair Milletlerarası Andlaşmaya göre SEGEM, Sınai Eğitim
ve Geliştirme Merkezi faaliyetlerine başlamıştır.
KÜSGET, küçük ve orta ölçekli işletmelere Geliştirme Merkezleri aracılığıyla teknik danışmanlık
hizmetleri vermiş, modern işletmecilik ilkelerini bu işletmelerde uygulamaya koymuş, dünya standartlarında
kalite bilincinin yerleşmesi ve yaygınlaştırılması, teknolojik üretim seviyesinin yükseltilmesi,
istihdam kapasitesinin artırılması yolunda çalışmalarda bulunmuş, çağdaş yönetim becerilerinin
kazandırılması için teknik alt yapının kuvvetlendirilmesine ilişkin hizmetleri gerçekleştirmeye
çalışmıştır.
SEGEM ise küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalışan teknik elemanların ve yöneticilerinin eğitim
ihtiyacını karşılamak üzere çok sayıda program tertiplemiş ve eğitimin her konunun en başında
yer alan önemli bir faktör teşkil etmesi gereğinden hareketle, hayat boyu eğitim anlayışını
yaygınlaştırma amacıyla hizmet veren bir kuruluş olmuştur.
Ancak gerek KÜSGET, gerekse SEGEM'in proje mahiyetinde gerçekleştirmeye çalıştığı bu hizmetlerin
süreli olması, kısıtlı imkanlarla yurt düzeyinde gereken katkıyı yeterince karşılayamaması
nedeniyle bu iki kuruluşun bir çatı altında daha kapsamlı ve ülke çapında süreli ve yaygın hizmetler
verebilecek bir konuma kavuşturulması bakımından yasal bir düzenlemeye gidilmesi ihtiyacı doğmuştur.
Hem bu ihtiyacı gidermek, hemde en önemlisi ülkemizin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında
küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin payını ve etkinliğini artırmak rekabet güçlerini ve düzeylerini
yükseltmek sanayide entegrasyonu ekonomik gelişmelere uygun biçimde gerçekleştirmek amacıyla hazırlanan
"Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığının Kurulması
Hakkında Kanun Tasarısı" TBMM Sanayi Teknoloji ve Ticaret Komisyonu'nda 15 Kasım 1989 tarihinde Bütçe
Plan Komisyonu'nda 21 Mart 1990 tarihinde görüşülmüş, Meclis Komisyonlarının görüşleri dahilinde
gerekli düzeltme ve düzenlemeler dikkate alınarak son şekli verilmiş ve TBMM'ye sunulmuştur. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu'nda 12 Nisan 1990 tarihinde görüşülen tasarı kanunlaşmıştır.
3624 sayılı "Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı
Kurulması Hakkında Kanun" 20 Nisan 1990 tarihli 20498 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe
girmiştir. |
 |
 |
| Adres: KOSGEB Necatibey Cad. No:49 06440 Sıhhiye/ANKARA, ePosta:bilgi@kosgeb.gov.tr, Telefon:(312) 232 54 25, Faks:(312) 230 44 30 |
|